Helal Gıda Damgası
Hayrettin Karaman
Yıllarca bu ülkede, sayıca azınlıkta oldukları halde
meşru olmayan yollardan elde ettikleri imtiyazlarını kullanarak
büyük çoğunluğun ensesinde boza pişirdiler. Laiklik ve özgürlük
adına müslüman mahallelerinde bağıra bağıra salyangoz sattılar
(satamadılar da "salyangozum kaymak, alan yok mu...!" diye
bağırdılar). Maksat müslümanları sindirmek veya öfkelendirip suç
işleterek zaten daraltılmış özgürlüklerini yeni kanunlar ve
uygulamalarla biraz daha daraltmak.
Çok partili demokrasi dönemine geçilince, halk önce yalnızca oy
vererek tepkisini gösterdi, sonra çocuklarını okutma imkanı buldu,
okuyan Anadolu (muhafazakâr ve orta veya dar gelirli ailelerin)
çocukları, oluşturulan eşit fırsattan yararlanarak üniversitelerde
(akademisyen olarak), üst düzey bürokraside ve siyasette yerlerini
aşlmaya başladılar. Sessiz çoğunluğun çocukları bazen sessiz,
bazen sesli olarak haklarını, bastırılmış özgürlüklerini
kullanmaya başladılar. İmtiyazlılar "başlarını örtenlerden
rahatsız oluyoruz, bunları açın" dedikleri zaman haklı
oluyorlardı, muhafazakârlar "parklarda, umuma açık mekanlarda
biracılar kafa çekip sağı solu rahatsız ediyorlar, bunlara karşı
tedbir alınsın" dedikleri zaman -imtiyazlıların ölçütlerine göre-
haklı olmaları gerekirken ölçüt değişiverdi, "hak, hukuk,
özgürlük, laiklik" gibi ilkeler kullanılarak yaygara koprıldı,
koparılıyor.
En son yaygara "helal gıda damgası" üzerinde
koparılıyor. Bu konu ortaya atıldığından bugüne yüzlerce yazı
yazıldı, lehinde olan az, aleyhinde olan çok; bu ikinci nevi
yazılar da konuyu, kendi dar hududu içinde ele almıyor, meseleyi
"laiklik ve karşıtlığı, şeriatçılık, rejimin tehlikeye düşmesi"
gibi aslında ilgisiz ama daha çok ses getirebilecek alanlara
kaydırıyorlar.
Yeni Şafak'ta Sami Hocaoğlu (M. İ.) kardeşimiz yazdı, Türkiye'deki
domuz çiftliklerinde yılda 3 milyon kg. civarında et üretiliyor,
toplam kırmızı et tüketimi yaklaşlık 6 milyon kg. , demek ki,
bunun yarısı domuz eti ve bu etler bazı büyük marketlere, yemek
fabrikalarına, belki bazı kasaplara gönderiliyor. Türkiye dünyaya
açılıyor, artık ticaretin ve malın ülkesi yok, her yerden her şey
alınıp satılıyor. Bu durum karşısında, isteyen insanların
inançlarına uygun yiyecekleri bulup gönül huzuru ile yiyebilmeleri
(aynı zmanda İslam ülkelerine gıda ihracında kolaylık sağlanması)
için bir tedbir teklif ediliyor; deniyor ki, TSE, mesela
Diyanet'in ilgili birimi gibi bir merciden rapor alarak etlere
"helal" damgası vursun. Bakın buna nasıl bağnaz, tektipçi,
tahammülsüz, demagokça, edep ve saygı sınırlarını çiğneyen
tepkiler veriliyor (iki köşe yazarından iki örnek):
"İçki yasağı koyan AKP'li belediyeler çoğalırken şimdi "helâl
ürünler" numarası çıktı. TSE'ye din eğitimi görmüş militanlar
doldurmanın kurnazlığını yakında ağzımız açık izleyeceğiz."
"Tüy diken konu ise TSE gıda üretilirken 'helal mi
haram mı?' diye Diyanet İşleri yetkilisi ile kontrole gidecekmiş.
Türkiye'de üretilen gıdalar 'İslami' usulde yapılmışsa 'Helal
Gıda' standartı verilecekmiş. TSE Başkanı ...nın gazetede resmi de
var. Kravatlı, bıyıksız, medeni bir adama da benziyor!"
"'Türkiye Bir İslam ülkesi değil çoğunluğun Müslüman
olduğu bir ülke' deyin; 'Türk Müslümanı helali haramı üstüne
yazmadan 70 yıldır ayırıyor!' deyin. Böyle yapmazsanız sizden
sonra gelen TSE Başkanı, din görevlisi ile birlikte fabrikaların
montaj hattından 'helal otomobil' seçmeye kalkar, ulu kitabımız
çevrenin temiz tutulmasından da bahsediyor!"
Evet, tepkiler böylesine ölçüsüz, tutarsız ve ideolojik. Halbuki
teklif, bu ülkede yaşayan bütün insanlara "illa da helal olanı
yeyin" demiyor, İslam'a göre "haram" olanlara "haram" damgası
basılmasını istemiyor, yalnızca et vb. gıdaları alırken şüpheden
kurtulmak isteyen dindar müslümanlara bir hizmet sunuyor, bunun
başkalarına ne zararı var? Bu soruya cevap vereyim: "Yanlarında
inancı gereği başını örten, namaz kılan, sakal bırakan, oruç
tutan...birini gördüklerinde rahatsız olanlar gıdaların üzerinde
helal damgasını görünce de rahatsız oluyorlar; çünkü bu olursa, bu
ülkede dindar müslümanların da din özgürlüğünden yararlanarak
yaşadıkları, var oldukları, var olacakları anlaşılıyor; başka bir
ifade ile "hala yok edilemedikleri, dipdiri durdukları" ortaya
çıkıyor.
"Yahudilerin böyle bir uygulamaları var ve bu, bütün
dünyada geçerli" diyeceksiniz, ama olsun, onlar müslüman değil,
"dindar, dini bütün müslüman olmayanlar bin yaşasın!", onlara bir
diyecekleri yok, onların derdi "dindar, dini bütün Müslümanlar"
ile ilgili.
Helal ve Sağlıklı Gıda Rehberine
Dönüş